My Left Foot / Sol Ayağım Film Değerlendirmesi

0
373

İnsanın kendi içinde aramadığı ve dışarıdan beklediği motivasyonun iki yönden zararı vardır. Birincisi zaman kaybı, ikincisi hayal kırıklığı. Vahşice üzerimize gelen hayat şartları altında, yolumuza devam edebilmek için tutunacak bir dal arıyoruz. Saplanıp kaldığımız yerden bizi itekleyip çıkaracak bir güç… En basit yol olarak da, bunu daha önce başarmış olan insanların hayatlarına kayıyor gözlerimiz. Çıkış yolunu sporcuların, iş adamlarının, sanatçıların başarı-başarısızlık öykülerinde bulmaya çalışıyoruz. Sonuç? Büyük oranda hüsran.

My Left Foot Sol Ayagim Film Degerlendirmesi 1 My Left Foot / Sol Ayağım Film Değerlendirmesi

Christy Brown’un Hikayesi

Christy Brown 1932 yılında dünyaya geldiğinde başta babası olmak üzere herkes şaşkındı. Ailenin dünyaya gelen 22 çocuğundan 9’u ölü doğmuştu. Hayatta kalabilen şanslı 13 çocuktan biri olması önce sevinç yaratmış olsa da, Patrick ve Bridget Brown çocuklarını kucaklarına aldıklarında gözyaşlarını tutamadılar. Minik Christy serebral palsi hastasıydı; bütün vücudu felçliydi, sol ayağı hariç.

Christy Brown’ın çocukluğu alkolik, sevgisini gösteremeyen, otoriter bir baba; şefkatli, fedakâr bir anne ile birlikte çocuk gürültüsünün ve karmaşanın eksik olmadığı bir evde geçti. Dublin’de oturdukları yoksul mahallesindeki herkes ona ucube gözüyle bakıyordu. Christy’nin sol ayağı hariç vücudunun hiçbir uzvu çalışmadığı için ancak sürünerek hareket edebiliyor; konuşamıyor, iletişim kuramıyor, duygularını mimikleriyle bile ifade edemiyordu. 3 erkek kardeşiyle birlikte kaldığı ufacık yatakta geceleri uyuyamıyor, sinir krizleri geçiriyordu.

My Left Foot Sol Ayagim Film Degerlendirmesi 2 My Left Foot / Sol Ayağım Film Değerlendirmesi

Annenin Hikayesi

Anne Brown çocukları için her şeyi yapabilecek yürekli bir kadındı. Christy 7 yaşına geldiğinde ona okumayı öğretebilmek için yoğun bir çaba sarf etti. Diğer çocuklar sokakta arkadaşlarıyla koştururken, Christy annesinin omzunda bir odadan bir odaya taşınıyor, insanüstü bir eforla okumayı sökmeye çalışıyordu. Dışarıda oynayan çocukları yalnızca yattığı yerden izlemekle kalmadı. Zaman zaman sokağa çıkıp kendisini arkadaşlarının ellerine emanet etti. Onunla bazen dalga geçen, bazen koruyup kollayan kardeşleri ve arkadaşları, içindeki yaşama isteğini en az annesi kadar canlı tutmayı başardılar.

Ve bir gün bir mucize oldu. Christy güç bela sol ayağının iki parmağı arasına sıkıştırdığı tebeşirle yere belli belirsiz bir şekil çizdi. O günden sonra yere tebeşirle çizdiği şekiller anlamlı hale gelmeye başladı. Önce harfleri, sonra kelimeleri, sonra da kısa kısa cümleleri evlerinin zeminine işledi. Sadece yazmakla kalmadı; annesinin, babasının, arkadaşlarının, aşık olduğu kızın resimlerini yapmaya başladı. Gün geçtikçe sol ayağını daha iyi kullanmayı öğrendi. Doktorlar, konuşması için de etkili bir fizik tedavi uyguladılar. Yaptığı resimlerin büyüleyiciliği kısa sürede ağızdan ağıza, kulaktan kulağa yayıldı. Hatta Christy Brown’ın resimleri sergilerde yer buldu.

my left foot film degerlendirmesi My Left Foot / Sol Ayağım Film Değerlendirmesi

Duvar işçiliğiyle ailesini geçindirmeye çalışan baba Brown öldüğünde aile tamamıyla çaresiz kaldı. Anne Brown’ın yıllardan beri biriktirmeye çalıştığı az miktarda para hariç ellerinde avuçlarında bir şey yoktu. O az miktarda birikmişle Christy’ye tekerlekli sandalye alındı. Ardından eve mucizevi bir nesne daha girdi. Daktilo…

Yıllarca tebeşirle, boya kalemleriyle mücadele eden Christy’nin sol ayak parmakları, klavyenin tuşlarıyla tanıştı. Bir gün küçük kardeşini yanına çağırdı ve “Kendi hayatımı anlatan bir kitap yazacağım, bana yardım eder misin?” diye sordu.

My Left Foot Kitabının Hikayesi

My Left Foot, Sol Ayağım kitabıyla dünyaca tanınan bir yazara dönüştü. Ardından bir kitap daha, bir kitap daha yazdı. Kısa hayatına, vücudunun koyduğu tüm engellere rağmen 6 roman, 3 de şiir kitabı sığdırdı. Dili sade, hayal gücü geniş, cümleleri etkileyiciydi. Christy Brown’ın ölümünün ardından 8 yıl sonra Sol Ayağım beyaz perdeye taşındı. Daniel Day Lewis’in kendisini Oscar’a götüren muhteşem oyunculuğuyla dünya, Christy Brown’ın yaşadığı zorluklara, kendi ruhuyla ve vücuduyla olan mücadelesine yakından tanıklık etti.

Biyografik-Drama filmlerinde genellikle ya çok abartılmış ya da seyirciye tam geçmeyen duygusallık sorunu vardır. Bu dengeyi sağlamayı başarmış nadir filmlerden biri olan My Left Foot’ta hafızalara kazınan çokça sahne var. Şimdi yalnızca bir tanesinden bahsedeceğim.

Christy, 17 yaşlarında. Sokakta arkadaşlarıyla taşlardan kurdukları kaleler arasında top oynuyorlar. Bir takımın kalesinde yerde boylu boyunca uzanmış; ağzından çıkan kelimeler tam seçilmeyen, inleyen, kıvranan bir genç adam. Evet, Christy Brown tüm cesaretiyle takımının kalesini koruyor, vücudunu gelen şutlara siper ediyor, kafasıyla sürünerek köşelerden top çıkarıyor. Maçın ilerleyen dakikalarında takımı bir penaltı kazanıyor. Arkadaşları aralarında konuşup karar veriyorlar; bu penaltıyı Christy atmalı. Kendi kalelerine gidip Christy’i kucaklayıp topun başına getiriyorlar. Sağ kolunun üzerinde yatmış halde, beyniyle sol ayağına vur sinyali göndermesi için bir iç savaş yaşayan Brown sonunda kendisine gülerek alay eden kaleciyi kaleden kaçıracak sertlikte vuruyor topa. Gol atmayı başarıyor…

My Left Foot / Sol Ayağım Sonuç

Başarı hikayeleri ve motivasyon konuşmaları dinleyerek-izleyerek başarılı olmanın tek bir yolu var. Hikayesini öğrendiğiniz kahramanı içselleştirmek ve unutmak. Örneğin karşılaştığınız her zorlukta aklınıza Christy Brown’ı getirip, “Adam, cehennem gibi hayatına rağmen neler başarmış, ya ben…” diyerek bir yere varamazsınız, başka yaşamlardan ilham almalıyız ancak kendimizi kıyaslamamalıyız. Steve Jobs’un, Michael Jordan’ın, Silvester Stallone’un öykülerini içselleştirmek, bilinçaltınızın derinliklerine gömdükten sonra problemlerinize kendi içinizde cevaplar bulmak zorundasınız. Beslendiğiniz tüm o motivasyon hikayeleri siz fark etmeden size yardım edecektir ancak tek bir şartla; onları öğrendikten sonra unutursanız.

Artık Christy Brown’ı tanıyorsunuz. Hayatınızın bundan sonraki kısmında sizi getirip penaltı noktasına koyduklarında ve vur bakalım dediklerinde ne yapacaksınız? Tüm cesaretinizle ve gemileri yakarak Panenka da vurabilirsiniz, yaşamaya dair içinizde kalan son güç kırıntısıyla Brown penaltısı da… Şimdi son kez sol ayağınıza dikkatlice bakın ve tüm bu okuduklarınızı unutun.