Öncelikle karakteri ekranda ilk kez X-Men Origins filminde bizi hiç tatmin etmeyen bir şekilde gördük. Gerek Loki’nin dümenleriyle dördüncü duvarı yıkıp çizgi romanda olduğunu fark edebilecek kadar zeki olması, gerek diğer tüm süper kahramanlardan farklı olan kaçık imajıyla çizgi romanlarında bizi kendisine bağlamakta gecikmedi.

Marvel filmlerinde tedirginlik yaratan tek konu, çizgi romanlarda yakalanan temponun filme hakkıyla taşınamamasıdır. Ryan Raynolds, filmin ilk dakikasından son dakikasına kadar, çizgi romandan aşina olduğumuz o kaçık Deadpool’u beyaz perdeye ustaca taşıdı.

Yine, Giant-Size X-Men çizgi romanında tanıdığımız ve X-Men filmlerinde aktif bir şekilde yer alan metalik formdaki rus mutant Colossus ve Negasonic karakterlerinin filmde geniş bir yer tutması ve filmde X-Men’den sıkça söz edilmesi uzun vadedeki bir birliktelik için açık kapı bırakıyor. Colossus ve Negasonic, Deadpool’un bir süper kahramana yakışmayan vahşi davranışlarından epey muzdarip. Film boyunca bunu tekrar ederken, Profesor X’in kulaklarını çınlatmayı ihmal etmiyorlar. Bu tertemiz X-Men karakterlerinin filmdeki yansımalarından ben çok memnun kaldım.

Avengers kahramanlarından farklı olarak filmde karşılaştığımız bir diğer nokta, Wade Wilson yani Deadpool’un evrilme süreci boyunca bir süper kahraman olduğunu kabul etmemesi. Nedeni ise bize Deadpool olmadan önceki hayatını anlattığı, filmin ilk yirmi dakikasında anlatılmış. Kendisi, para karşılığı kendisinden daha kötü insanları öldüren bir kiralık katil. Çizdiği bu imaj, gerçekten de bildiğimiz süper kahraman nitelikleriyle uyuşmuyor. Fedakar bir süper kahraman olmak için çırpınan Steve Rogers ve kendi zırhını yaratıp kötülükle savaşan Tony Stark’tan sonra, mecbur kaldığı için, hiç istemediği özelliklere sahip olan emrivaki süper kahramanlığıyla Wade Wilson bizi şaşırtıyor.

Filmin bundan sonrası ise pençesine düştüğü ölümcül kanserden kurtulması için Weapon X projesini kabul etmesiyle devam ediyor. Yine X-Men’lerden aşina olduğumuz Ajax, Wade Wilson’u çeşitli işkencelerle mutasyona zorlamakla kalmayıp, yüzünde kalıcı bir deformasyon bırakıyor. Wade için bundan sonrası çok acıklı çünkü delicesine aşık olduğu Venessa’nın yanına yüzündeki bu tahribat yüzünden gidemiyor. Dönüştüğü günden beri ise her anını Francis/Ajax’tan intikam almaya çalışarak geçiriyor.

Modena Baccarin’in canlandırdığı Vanessa karakterini X-Force üyesi olarak zaten çizgi romanlardan tanıyoruz. Copycat adıyla çizgi romanlarda geniş yer tutan karakter filmde, olması gerekenden çok daha yüzeysel işlenmiş. Sahip olduğu güçlerine hiç değinilmemiş öyle ki, sadece filmi izleyen birinin karakter hakkında bilgi sahibi olması çok güç. Bu gizemin ve Vanessa’nın güçlerini kazanmasının sonraki projelere bırakılmış olması ihtimali de kuvvetle muhtemel. Öyle ya da böyle aksiyon, gerilim ve eğlencenin hakim olduğu filmde bu trajik aşk hikayesi bizi epey etkiledi.

Deadpool 2’nin yolda olmasındaki en büyük etken, şüphesiz çizgi romanlarının dinamik ve hatrı sayılır uzunlukta bölümlerden oluşması. Ayrıca filmin akışı içinde akıllarda birçok soru işareti bırakıp çoğunu yanıtlamaması ikinci filmi beklememizi öğütler gibi. Serinin diğer filmlerinin de ilk Deadpool filmi kadar büyük bir başarı elde edeceği yadsınamaz bir gerçek. Bize de heyecanla devam filmini beklemek kalıyor.

Deadpool Filmi Fragmanı

Deadpool Filmi Fotoğrafları