Daredevil 3. Sezon İncelemesi (Spoilersız)

0
116

Netflix‘in alternatif kültürden hoşlanan insanlara, özellikle süper kahraman işlerinden keyif alan kitleye verdiği en büyük hediyenin Daredevil dizisi olduğu kanaatindeyim. Hatta dizinin ilk sezonundan beri ekranlara taşınmış en iyi süper kahraman işlerinden biri olduğunu düşünüyorum. Bu yazımda da son sezonu merkezde tutmaya çalışarak durmaksızın Daredevil övme niyetindeyim.

daredevil 3 sezon incelemesi Daredevil 3. Sezon İncelemesi (Spoilersız)

Daredevil 3. Sezon İncelemesine Geçmeden Önce Eski Sezonları Biraz Analım

Önce diziyi sevenlerin içini rahatlatmakla başlamak istiyorum. Daredevil ile ilgili hayran olduğumuz her şey, yerini “fazlasıyla” koruyor. Bu yüzden ilk iki sezonda hayran bırakan dokunuşlara çok kısa değineceğim. Nedir bunlar? Renk kullanımında tutarlılık mesela. Kilit karakterlerin güvenli alanlarının farklı renk skalalarına sahip olması ve bu renk değişimlerinin çerçeve içindeki karakterlerin bütün şıklığını ortaya koyma durumu hala geçerli. Bu tür estetik tercihler bazılarımızın kulağına bahsi geçtikten sonra kolay gelse de süper kahraman temalı yapımlarda sık görmediğimiz hareketler. Müziklerin zaten Wilson Fisk gibi bir karakterin bulunduğu ortamda kötü olma lüksü yok. Dövüş koreografileri daha genişlemiş bir ekibe emanet edilmiş. Koridor ve merdiven sekansı gibi bir durum bu sezonda da mevcut tabi. Tek çekim gerçekçi aksiyon sekansı şaşırtıcılığını kaybetmiş olsa bile etkileyiciliğinden bir şey kaybetmiyor. Ayrıca koreografi ekibinin Matthew Murdock karakterinin geçmişine daha hakim olduğu hissedilebiliyor. Karakterin hem ninja hem boks temasına uygun bir dövüş stili çıkarılmış. Önceki sezonlarda da bu durum sağlanmaya çalışılsa da dizinin üçüncü sezonunda bu tercih çok daha gözlemlenebilir durumda. Daha konuşulması gereken çok hareketi var Daredevil dizisinin. Ancak bu 2015 yılının konusu.

Daredevil 3. Sezonunda Neler Oluyor?

Gelelim dizinin üçüncü sezonuna. Defenders iyi bir dizi olmamakla beraber insanların içine Daredevil ile ilgili de şüphe düşürmeyi başardı. Bir çok kişinin Defenders’ı izledikten sonra
“Gerçekten o kadar kötü müydü yoksa ben mi süper kahraman hikayelerine doydum?” sorusunu sorduğunu düşünüyorum. Ben bütün suçu Defenders’ın kötü bir iş olmasına yüklüyorum. Sıkıldığımız şeyin süper kahraman hikayeleri değil, Luke Cage ve Iron Fist gibi kalitesiz ve üstünde düşünülmemiş içerikler olduğu fikrindeyim. Defenders’a dönecek olursak, en azından yaptığı bu kadar büyük büyük hataların yanına küçük de olsa bir iyilik kattı. Nedir bu iyilik dizinin kısa sürmesi dışında? Tabi ki finalinde Matt Murdock’ı bıraktığı durum. Ben izlediğim işi yani Daredevil’ın üçüncü sezonunu beğendim. Ve buna en ufak desteği varsa Defenders’a da teşekkür etmek lazım.

Defenders’tan da hatırladığımız gibi Matt, Midland Circle’ın altında kalsa da gözlerini kilise de açıyordu. Bu da karakterin en önemli temalarından birinin didik didik edileceğinin işareti diyebilirim. Yani inancının. Dizi bu inanç meselesini bu denli tempoya rağmen güzel güzel işlemiş. Yeteri kadar beylik laflar ediliyor, yeteri kadar tartışılıyor, bazen çürütülüyor bazen konular kapanıyor. (Spoil etmemek için kıvranmak.)  Ne de olsa dinini Matt Murdock kadar ön plana koyan çok süper kahraman yok. Nihayet buna yeteri kadar yer verilmesi hoşuma gitti. Bunun dışında ikinci sezondaki Frank Castle gibi başka önemli bir karakterin yükselişine tanıklık ediyoruz. Ben Poindexter. Çizgi roman okurları bu karakteri başka bir isimle tanıyor. Olur da hala kulağınıza çalınmamışsa diye bu karakterin bilinen lakabını yazmak istemiyorum. Fakat şunu söyleyebilirim ki bu adam önemli. Sadece dizinin başrollerinden biri olduğu için değil Daredevil külliyatı için önemli. Kuvvetle muhtemel Jon Bernthal’ın, Punisher performansı kadar takdir görmeyecek de olsa Wilson Bethel izlemesi keyifli bir aktör. Canlandırdığı karakterin ne açıdan kırıldığını, nelerden kaçtığını anlaması bizim için büyük şans. Karakteri anlamak demişken Vincent D’Onofrio gibi bir durum var bir de ortada. Kendisinin bulunduğu her sahne daha bir olgun daha bir şık geliyor göze. Bu yüzden kendilerine ayrı bir paragraf açmak lazım.

Wilson Fisk mi Thanos mu?

wilson fisk thanos daredevil Daredevil 3. Sezon İncelemesi (Spoilersız)

Avengers: Infinity War filmine kadar benim için tartışmasız Marvel‘ın ekrana sürdüğü en iyi kötü adam Wilson Fisk’ti. Thanos’un ortaya çıkışıyla Fisk gözümde birinciliğini kaybetmese de en azından bir rakibi oldu. Sezona başlarken en büyük endişelerimden biri de Fisk ile ilgiliydi. Ya D’Onofrio role eskisi kadar ilgi çekici yaklaşmazsa? Ya Wilson Fisk’i görmek eskisi kadar heyecan vermezse? Ya bu kadar inanılmaz olmayı bir saniye bile olsa bırakırsa? Yok hayır. Vincent D’Onofrio ekrandayken ister karşısındaki bayıla bayıla izlediğim Charlie Cox olsun ister başka biri. Gözümü adamın performansından alamıyorum. Fisk’in akıbeti ile ilgili en ufak bir cümle bile kurmak istemiyorum sizleri buna tanık olma zevkinden mahrum bırakmamak için.

Drew Goddard‘ın bizlere hediye ettiği yapımın başrollerini yine Charlie Cox, Deborah Ann Woll, Vincent D’Onofrio ve son sezon eklenen isimlerden Wilson Bethel paylaşıyor. Dizinin son sezonu 19 Ekim tarihinde Netflix ekranlarında izleyicisiyle buluştu bile.

Yavaştan toparlamak lazım. Bahsetmediğimiz bir çok konu var sezon ile ilgili ancak taze taze bitirmişken bu kadarının izlemeniz için yeterli olduğunu düşünüyorum. Ve Daredevil’a teşekkür etmek istiyorum. Ortaya çıkardığı işi anlayan insanların yaptığı bir dizi bu. Kaynak materyali ilginç bulan ve şekillendirirken kaynağın üstüne tükürmeyen insanların işi. Yazıya başlarken övmek istediğim bir çok nokta vardı ancak bu noktalara tamamen sizin şahit olmanızı isteyecek kadar sevdim ben diziyi. Ben hem Daredevil dizisini hem de dizinin üçüncü sezonunu tüm samimiyetimle tavsiye ediyorum. Özellikle benim gibi süper kahraman işlerinin özensizliğinden sıkılan bir çok arkadaşa daha da tavsiye ediyorum. Ne eksik ne fazla. Daredevil yine tam olması gerektiği gibi. Hadi hemen bir koşu bitirin de rahat rahat konuşalım.